2000e 5 kala

17 Ağustos 2009 Pazartesi
Tık tık sesleri

Adapazarı, bir hayalet şehre dönmüştü. Sabahın sekiziydi daha, felaketin beşinci saati. Yürekleri dağlayan kentte, yolların yarıldığını, evlerin katlandığını gördük.

Adapazarı'na yaklaştıkça önce yolların yarıldığını gördük. Sonra da evlerin karton parçası gibi katlandığını. Caddelerde ilerlemek olanaksızdı. Adım başı çöken binaların enkazı kenti hayalet şehre çevirmişti.

Araçtan iner inmez genç bir kadın kolumu tuttu.

‘‘Yavrum bu binanın altında. Yalvarırım bir kepçe bulun bize.’’

Bir adım daha attım. Başka bir enkazın altında yatan genç, korkulu gözlerle olanları izliyordu. Bir bacağı ve kolu duvarın altında kalmıştı. Üstüne yığılan iki kata adeta teslim olmuştu. Sivil savunma ekipleri
bilinçli çalışıyordu. Her şeye rağmen şanslıydı o.

Sabahın sekiziydi. Felaketin daha beşinci saatiydi. Dayanıyordu.

Uzaklardan yaklaşan siren sesi yürekleri dağlıyordu.

Dört bir yandan merkeze ulaşan bu sese saatlerce dayanmak çok zordu.

Sokalarda yürüyen insanlar gördüm, hepsi de garip giysiliydi... Adamın üstünde siyah ceket altında sporcu şortu. İçi de çırılçıplak. Kolundaki mor eşofmanlı kadın gibi o da yalınayaktı. Kollarında çantaları yürüyüp gittiler.

Dükkánların camları patlamış, vitrinler bomboş.

Ekmek fırınlarından duman tütmüyor bu sabah.

ELMAS'IN ‘MAS’I KALMIŞ

‘‘Elmas’’ın ‘‘mas’’ı kalmış sadece. Sordum, Elmas Hotel'miş o yıkıntı. Altında iniltiler, bayrağı toz içinde. Birkaç saat önce orası 5 katlıymış,

200 kilometre boyunca E-5'in iki yanında da enkazlar gördük ama Adapazarı bir başkaydı.

Sabahın 3'ünde dolap kapaklarının o korkunç sesiyle uyanmıştım. Ne Allah'a yakarışlar, ne korkunun titreyen yaprağa dönüştürdüğü bacaklarımla depreme tanıklığım.

Meğer deprem böyle olurmuş.

Adapazarı Vali Konağı'nın önüne vardığımda manzara bambaşkaydı. Makamına giremeyen Vali Yener Rakıcıoğlu bahçedeki masasında ölü ve yaralı listesini tutuyordu. Dertlere çare aranırken ağlayan da pijamalıydı, koskoca vali de.

PAŞAM NE OLUR KURTAR ONU

‘‘Çocuğum bana tık tık ediyor. Paşam ne olur kurtar onu.’’

Kurtuluş Mahallesi Subaşı Sokak'tan gelen sesin buruk mutluluğuyla Vali'ye koşan kadının yüzünü güldürmek ne yazık ki çok zordu. Hani vinçler, grayderler, kepçeler?

‘‘Elimizde olanlarla çalışıyoruz. Gece 3'ü 5 geçe Ankara'yı aradım durumu söyledim. Adapazarı yok oldu dedim. Bir daha ses veremedik. Ne telefon, ne su, ne elektrik. Dünya ile bağımız koptu. Yollarımız kapandı. Yüzlerce ölümüz var. Binlerce yaralı. Ağır olanları vagonlarla İstanbul'a göndermek istedim tren yolu da yok oldu kapandı. Ben ne yapayım?’’

O sırada ağlayan bir yaşlı adam ‘‘Cenazeleri nasıl gömeceğim?’’ diye Vali'nin yanına yaklaştı.

Elini elinin içine aldı Rakıcıoğlu, onunla ağladı ve en kolay yolu gösterdi;

KIR KAPIYI BEZİ AL

‘‘Kefen bulamazsanız kırın bir dükkánın kapısını alın bezi. Parasını ben ödeyeceğim. Defin iznini de almana gerek yok. Muhtar onaylasın yeter. İzni verdim sana.’’

Sabah saatlerinde 300'ü bulan ölü sayısı karşısında başka ne yapılabilirdi ki.

Hastaneler dolup taşmıştı.

O anda helikopterler indi hayalet şehre. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Devlet Bakanı Hasan Gemici ve Bayındırlık Bakanı Koray Aydın, eski Bakan Ersin Taranoğlu da manzara karşısında donup kaldılar.

Tantan, ‘‘Sadettin abiiii, kurtar kızımııı’’ feryadına ancak gözyaşıyla yanıt verebildi.

Elektrik yoktu ekmek çıkamıyordu. Odun fırınları önünde kuyruklar uzuyordu. Yiyecek için talan başlamıştı bile. Her enkazın altından gelen ‘‘tık’’lar bir umuttu ama nereye kadar? İkibine 5 kala, olanlar olmuştu.

Pınar TÜRENÇ
18 Ağustos 1999 tarihinde hürriyet gazetesinin websitesinden alıntıdır.



Bilgisayar olsam...

10 Ağustos 2009 Pazartesi
Hep bir sorun çıkmak zorunda mı? Keşke hayatın imajını alıp geri yükleme şansımız olsa. Ya da tam mutluyken deepfreeze kurabilsek. Her uyuduğumuzda sıfırlansak sabah mutlu olduğumuz zamanki gibi
mutlu uyansak. Ya da birine söyleyip uyurken deepfreeze kurdursak. Hep uyusak.

Beynimizi tarayıp gereksiz girdileri atabilsek. İstediğimiz hatıraları herhangi bir file shredder ile silip bir daha hatırlamasak. Ne güzel olurdu be.

Bir de format atmak günah olmasa...

Bilgisayar olmak varmış lan. Şu resimdeki olsam bile yeter. Aslında o dediklerimi bu külüstürle yapamam orası başka. Bide başkaları tarafından kullanılmak pek hoş olmaz. Gelir bi velet kola falan döker klavyeme. Off ya bu yazı da uçtu...



Süper kupa finali tekrarlanacak!

Süper kupa finali tekrarlanacak!
http://i31.tinypic.com/qrbz2d.jpg
Yeni sezonun ilk derbisi geçen yılın çifte kupa şampiyonu Beşiktaş ile kupa finalisti Fenerbahçe arasında oynanmıştı ve kupayı maçı 2-0 kazanan Fenerbahçe müzesine götürmüştü. Ancak Beşiktaş Yönetim Kurulu asbaşkanı Sn. Ertunç Soğancıoğlu'nun Türkiye Futbol Federasyonu'na yaptığı itiraz sonuç verdi.

Hem Turkcell Superlig'de hemde Türkiye Kupası'nda şampiyon olan Beşiktaş'ın



Saykodelik EP indir

03 Ağustos 2009 Pazartesi
Sagopa Kajmer Pesimist Orkestra ”SAYKODELİK EP”
http://i28.tinypic.com/jq2m1k.jpg

Sago'nun açıklaması, parça listesi ve linkler için bi zahmet devamını okuyun..


01. Sagopa Kajmer & Pesimist Orkestra – Epilepsintro (Enstrumental)
02. Sagopa Kajmer & Pesimist Orkestra – Sürahi
03. Sagopa Kajmer & Pesimist Orkestra – Kargaların Kargaşası
04. Sagopa Kajmer & Pesimist Orkestra ft. Kolera – Bilinmezlik (Ephitaph Mix)
05. Sagopa Kajmer & Pesimist Orkestra – Budala Kuş
06. Sagopa Kajmer & Pesimist Orkestra – Kosmik Hardkor (Outro)

indirmek için tıklayın.. | alternatif

Sürahi şarkısını dinlemek için:


Prodüktör: Yunus Özyavuz mahlas Sagopa Kajmer
Grafik: Lephisto Design

Sagopa Kajmer'in açıklaması:

VE YİNE BEN... PESİMİST KÖTÜ ADAM.

Yolunda mı herşey? orta ateşte kaynıyoruz.
yepyeni bir EP ile tekrar geldim.aslında EP sunmak benim için büyük bir zevk.1999 dan bu yana EP ler bu ağacın suyu misali oldu. Onlarla birçok dinleyici kazandım.her zaman albümlerimden daha farklı olmasını istedim EP lerimin. dolayısıyla onlar önemlidir benim için.

Bu seferki EP her zamankinden daha değişik çünkü tam anlamıyla beklediğiniz altyapılar yok.Bu EP de canlılık var,orkestral bir yapı var.hiç dijital bir ses kullanmadım.sanırım en dijitali scratch lerdir. Davullar,gitarlar,bass ve diğerleri hepsi gerçek ve 2000 li yılların dijital teknolojisinden çok uzakta.Ama yine de bu müzikal yapı 2000 li yıllara da yetişebiliyor.Kanımca bu seferki EP olgunluğun kutlaması. Müzikal olarak olgunlaşmak bana göre dijitallikten uzaklaşmakta saklı.Ben çok temiz soundu sevemiyorum. yani müziğim de kirli olmalı sözlerim gibi.birçoğunuz tertemiz sözlerin var sago diyebilir ama ben aslında yığınla pislikten çıkarıyorum o sözleri. temiz olan benim içim.müzik kirli ve bu kirlilik kötü birşey değil.daha fazla içine dalıyorsun bu kir sayesinde.

EP deki şarkıları toplam 3 günde sonlandırdım. çok fazla üzerlerinde duramadım vakit kıtlığı nedeniyle.fakat yine de sizlere en güzelini sunabilmek için çabaladım.olduğu kadar artık. Ben bu EP yi sevgili eşim Kolera'ya yıldönümü hediyesi olarak armağan etmek istiyorum.Onun için yazığım çok güzel sözler de bu EP de var.Sürahi şarkımın nakaratındaki bukleler onun.onu üzenlerden nefret ediyorum,kim olursa olsun. Ayrıca kargaların kargaşası adlı şarkımda bana laf atan herkese toplu bir gönderme yaptım.diss değil ama biraz sitem. ben artık diss yapmıyorum.ama sözler birine yazılmış gibi olduğu için hep aynı kişilere diss yaptığımı düşünenler var. bu büyük bir algı yanılgısı,düşünce hatası.ben aslında seni,sizi karşımda tekil olarak düşünebiliyorum ve sana ,size konuşuyorum. çeşit çeşit insan var,kime sözü gönderdiğimi ancak ben bilebilirim.bu karmaşadan tenzih edilmek isterim. çünkü benim dissimi yiyecek adam değecek biri olmalı.herkese herkes gibi laf atıp diss yapsaydım sagopa kajmer değil x bir rapçi olurdum. ben herkes değilim.o nedenle sözleri genele vurun.küçük kutularda kapalı kalmayın. EP deki scratchler yine benim.ama bu seferki scratchler daha farklı.ben bu stile ''gelişine'' diyorum.o an içimden ne geldiyse onu scratchledim ve aynen kayda aldım.gerçek zamanlı bir scratch durumu var.
EP biraz sert ve gürültülü.bunun nedeni orkestranın yoğunluğu. Türkiyenin sevilen genç gruplarından birinin elemanlarıyla hoş bir grup kurduk.grubun adını edeben vermem doğru değil. şimdilik affınıza sığınarak müzikle idare etmenizi rica edeceğim. grup üyeleri ile az önce de beraberdim ve kendileriyle yepyeni şarkılara girdik melodiler keşfettik çaldık.bu EP deki tüm altyapılar benim tarafımdan düzenlendi. ben herhangi bir şey eklemedim. düzenleme yaptım. melodileri seçtim. gerisi olup bitiverdi.

kolera ile hazırladığımız duet albümümüzün gidişi harika.çok seveceğinize inandığım muhteşem şarkılarla çok yakında geri geleceğiz. daha sonra bir solo projem olacak,sonrası kader kısmet. son olarak hepinize teşekkürler.bunca zamandır peşimden geldiğiniz ve bu adamın kirli müziğini mamur ettiğiniz için. ve dahası ben ve eşim melankolia ailesi üyelerini çok seviyoruz.daha ne kadar içten yazabilirim ki? gerçekten bizler sizi seviyoruz.
Allah'a emanet olun.




Slow Down

Slow Down
azat-slow-down
“Sokak” ile başlayan, ardından “Make a Record of Your Voice and Send It to Him” ile devam eden deneysel hip-hop ziyafetinde sıradaki çalışma; “Slow Down”.



Make a Record of Your Voice and Send It to Him

Make a Record of Your Voice and Send It to Him

Durmak istemeyen zamana karşı “slow motion” etkisi yaratan bir çalışma. Ve senin o anı yaşaman için tek yapman gereken bunu dinlemek.
02 Ağustos 2009 Pazar
Blog Widget by LinkWithin

zaman akıp gidiyor...
-Bu site en iyi Firefox ile görüntülenir.*
*denedim gerçektende öyle. ama Opera ile de fena değil hani.

bu blogda yazanlar kaynak göstermeden copy paste yapılamaz. hadi (ç)alıntıysa neyse. ama diğerleri bırakın bari. aksi takdirde mahkemede görüşürüz. tamam tamam abartmam o kadar ama genede almayın be. gerçi neden alasınızki? zaten siz iyi insanlarsınız. hatta şirinleri bile görmüşsünüzdür. ben almayacağınıza inanıyorum. inanırsak olur bence!
Bak burda ne var! ==>