Sağlık

11 Haziran 2010 Cuma
Sağlık...

http://i45.tinypic.com/aeqis6.jpg

Hani her şeyin başı sağlık ya. Bu yazının da başı sağlık olsun dedim.

Bugün 100 metre arayla 2 tane uçamayan kelebek gördüm.

Daha doğrusu bugün 2 tane kelebek gördüm, ikisi de uçamıyordu.

İlkini neredeyse eziyordum. Yol kenarına taşıdım. Yaramazlık yapıp tekrar yola çıkmazsa 24 saatten kalan zamanlarını ezilmeden mutlu mesut geçirebilir. Yani eğer optimistse uçamasa da mutlu olmanın bir yolunu bulabilir belki.

Yukarıda gördüğünüz 2.sinin resmi. İlki bembeyazdı. Keşke onu da çekseydim.



Zemana Antilogger beleşe getirmece

16 Kasım 2009 Pazartesi
ZABG: Zamana Antilogger'ı beleşe getirmece
http://i37.tinypic.com/erjxol.jpg
Geçen gün acıklı bir durumda üye olduğum ve sonra pek uğramadığım doctus forumunda keşfe çıktım. Yazılım kampanyaları diye bir altforumda para dergisi okurlarına 1 yıllık zemana antilogger programının hediye edildiğini gördüm. Ama geç kalmıştım. Dergi zaten haftalık hemencecik geçivermiş. Çıktım bir umutla eski sayıyı aradım ama bulamadım. Deli oldum. Mutlaka o dergiyi ve yanındaki CDyi bir yerden bulmalıydım.

Eve gelince Google'dan aratıp para dergisinin web sitesini buldum. İletişim bölümünden e-posta adreslerini bulup mail attım. Yaklaşık bir gün sonra Hilal Ekşi diye bir hanfendi döndü. Numaramı falan istedi sonra aradı konuştuk. Satılmayan dergilerin bir süre sonra onlara geri geldiğini söyledi. E bunu bende biliyorum. İşte lafı "2 hafta sonra falan ararsanız yardımcı olabilirim"e getirdi. Bende tamam dedim. Masaüstümde bir metin belgesi oluşturup adını "15 kasım para dergi.txt" koydum. Maksat gördükçe hatırlamak. Biliyorum çok ilkel ama üşengeç bir insanım sonuçta. Hem işe yaradı.

2 hafta sonrası geldi çattı. Aradım. Adresimi istedi dergiyi kargoyla göndermek için ben geçerken alırım dedim. Ben sanıyorum ki böyle sıradan bir ofis. Lan Toprak Center'daymış kadın. Allah'ın holdingi. Öyle geçerken uğranır mı? Neyse kadın bozuntuya vermedi işte tarif etti yerini. Sonra aşağıdan ararsınız dahiliye numaramı vereyim falan dedi tamam dedim. İyiki de vermiş.

http://i35.tinypic.com/bgpump.jpgNeyse çıktım yola. Beşiktaşta orası. Hep gittiğim yer. Ama orayı bulurken Beşiktaşın hiç gitmediğim yerleri olduğunu farkettim. Neyse zorlansam da buldum holdingi(!). Girdim danışmadaki adama Hilal Ekşi'yle görüşcektim dedim. Kimliğinizi alayım dedi. Nasıl bi mantıksa yanıma kimliğimi almamışım. Suratsız adamın tavırlarına katlanmak zorunda kaldım. Çıkışta kafa atsam mı diye bile düşündüm. Neyse dedim. Sonra napsam diye düşünürken. Sonra aklıma kadının dahiliye numarası geldi. Söyledim aradı o şekilde girdim içeri. Ziyaretçi kartı vermek için mp4üme el koydular.

Neyse ziyaretçi kartı aldım çıktım 6. kata. Buldum Hilal hanımı. Öyle iki satır sohbet ettik. Dergiyi aldım. Para istemedi sağolsun. "Eski sayı zaten. Hem buraya kadar gelmişsiniz." dedi. Bi sevindim bi sevindim. Dergide 3 tl he.

Sonra çıktım. Danışmadan ziyaretçi kartı karşılığında verdiğim mp4 player'ımı aldım. Binadan da çıktım. Birden farkettim ki amma kasılmışım. :) Sirkelendim evin yolunu tuttum.

Zaten 1 yıllık lisansına sahip olduğum bir programı sırf CDsini koleksiyonuma katmak için almış oldum. Sonuç: mutluyum. Manyağım la ben.



Bayram

20 Eylül 2009 Pazar
http://i33.tinypic.com/2m4r2q9.jpg
bugün bayrammış. diğer günlerle arasında pek fark olmadığı için bayrammış diyorum. tek fark 1 aydır ilk kez kimse oruç tutmuyor.

şimdi "nerde o eski bayramlar." gibi klasik cümleler kurmak istemiyorum. ama öyle. küçükken içimde biraz da olsa neşe olurdu. gerçi o zaman da büyüklerin yüzünde durumdan memnun değillermiş gibi bir ifade vardı. aynen şimdi benim yüzümde olduğu gibi...

galiba bayramlar çocuklar için. genede kutlayalım, adettendir:
"bayramınız mübarek olsun..."



2000e 5 kala

17 Ağustos 2009 Pazartesi
Tık tık sesleri

Adapazarı, bir hayalet şehre dönmüştü. Sabahın sekiziydi daha, felaketin beşinci saati. Yürekleri dağlayan kentte, yolların yarıldığını, evlerin katlandığını gördük.

Adapazarı'na yaklaştıkça önce yolların yarıldığını gördük. Sonra da evlerin karton parçası gibi katlandığını. Caddelerde ilerlemek olanaksızdı. Adım başı çöken binaların enkazı kenti hayalet şehre çevirmişti.

Araçtan iner inmez genç bir kadın kolumu tuttu.

‘‘Yavrum bu binanın altında. Yalvarırım bir kepçe bulun bize.’’

Bir adım daha attım. Başka bir enkazın altında yatan genç, korkulu gözlerle olanları izliyordu. Bir bacağı ve kolu duvarın altında kalmıştı. Üstüne yığılan iki kata adeta teslim olmuştu. Sivil savunma ekipleri
bilinçli çalışıyordu. Her şeye rağmen şanslıydı o.

Sabahın sekiziydi. Felaketin daha beşinci saatiydi. Dayanıyordu.

Uzaklardan yaklaşan siren sesi yürekleri dağlıyordu.

Dört bir yandan merkeze ulaşan bu sese saatlerce dayanmak çok zordu.

Sokalarda yürüyen insanlar gördüm, hepsi de garip giysiliydi... Adamın üstünde siyah ceket altında sporcu şortu. İçi de çırılçıplak. Kolundaki mor eşofmanlı kadın gibi o da yalınayaktı. Kollarında çantaları yürüyüp gittiler.

Dükkánların camları patlamış, vitrinler bomboş.

Ekmek fırınlarından duman tütmüyor bu sabah.

ELMAS'IN ‘MAS’I KALMIŞ

‘‘Elmas’’ın ‘‘mas’’ı kalmış sadece. Sordum, Elmas Hotel'miş o yıkıntı. Altında iniltiler, bayrağı toz içinde. Birkaç saat önce orası 5 katlıymış,

200 kilometre boyunca E-5'in iki yanında da enkazlar gördük ama Adapazarı bir başkaydı.

Sabahın 3'ünde dolap kapaklarının o korkunç sesiyle uyanmıştım. Ne Allah'a yakarışlar, ne korkunun titreyen yaprağa dönüştürdüğü bacaklarımla depreme tanıklığım.

Meğer deprem böyle olurmuş.

Adapazarı Vali Konağı'nın önüne vardığımda manzara bambaşkaydı. Makamına giremeyen Vali Yener Rakıcıoğlu bahçedeki masasında ölü ve yaralı listesini tutuyordu. Dertlere çare aranırken ağlayan da pijamalıydı, koskoca vali de.

PAŞAM NE OLUR KURTAR ONU

‘‘Çocuğum bana tık tık ediyor. Paşam ne olur kurtar onu.’’

Kurtuluş Mahallesi Subaşı Sokak'tan gelen sesin buruk mutluluğuyla Vali'ye koşan kadının yüzünü güldürmek ne yazık ki çok zordu. Hani vinçler, grayderler, kepçeler?

‘‘Elimizde olanlarla çalışıyoruz. Gece 3'ü 5 geçe Ankara'yı aradım durumu söyledim. Adapazarı yok oldu dedim. Bir daha ses veremedik. Ne telefon, ne su, ne elektrik. Dünya ile bağımız koptu. Yollarımız kapandı. Yüzlerce ölümüz var. Binlerce yaralı. Ağır olanları vagonlarla İstanbul'a göndermek istedim tren yolu da yok oldu kapandı. Ben ne yapayım?’’

O sırada ağlayan bir yaşlı adam ‘‘Cenazeleri nasıl gömeceğim?’’ diye Vali'nin yanına yaklaştı.

Elini elinin içine aldı Rakıcıoğlu, onunla ağladı ve en kolay yolu gösterdi;

KIR KAPIYI BEZİ AL

‘‘Kefen bulamazsanız kırın bir dükkánın kapısını alın bezi. Parasını ben ödeyeceğim. Defin iznini de almana gerek yok. Muhtar onaylasın yeter. İzni verdim sana.’’

Sabah saatlerinde 300'ü bulan ölü sayısı karşısında başka ne yapılabilirdi ki.

Hastaneler dolup taşmıştı.

O anda helikopterler indi hayalet şehre. İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, Devlet Bakanı Hasan Gemici ve Bayındırlık Bakanı Koray Aydın, eski Bakan Ersin Taranoğlu da manzara karşısında donup kaldılar.

Tantan, ‘‘Sadettin abiiii, kurtar kızımııı’’ feryadına ancak gözyaşıyla yanıt verebildi.

Elektrik yoktu ekmek çıkamıyordu. Odun fırınları önünde kuyruklar uzuyordu. Yiyecek için talan başlamıştı bile. Her enkazın altından gelen ‘‘tık’’lar bir umuttu ama nereye kadar? İkibine 5 kala, olanlar olmuştu.

Pınar TÜRENÇ
18 Ağustos 1999 tarihinde hürriyet gazetesinin websitesinden alıntıdır.
Blog Widget by LinkWithin

zaman akıp gidiyor...
-Bu site en iyi Firefox ile görüntülenir.*
*denedim gerçektende öyle. ama Opera ile de fena değil hani.

bu blogda yazanlar kaynak göstermeden copy paste yapılamaz. hadi (ç)alıntıysa neyse. ama diğerleri bırakın bari. aksi takdirde mahkemede görüşürüz. tamam tamam abartmam o kadar ama genede almayın be. gerçi neden alasınızki? zaten siz iyi insanlarsınız. hatta şirinleri bile görmüşsünüzdür. ben almayacağınıza inanıyorum. inanırsak olur bence!
Bak burda ne var! ==>